NS Cuz 3- Beş Vakit Salât

A'râf Suresi: 5 Vakit Namaz Dağılımı ve Mealleri

A'râf Suresi'nin tamamı, anlam ve kıssa bütünlüğüne dikkat edilerek gün içindeki 17 farz rekatına paylaştırılmıştır. Not: Her rekatın başında öncelikle Fatiha Suresi okunmalıdır.

Her Rekatın Başlangıcı: Fatiha Suresi

Sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah'ın adıyla.
Tüm övgüler alemlerin Rabbi Allah'adır.
O sonsuz şefkat ve merhamet sahibidir.
Hesap gününün tek hakimidir.
Biz yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz.
Bizi dosdoğru yola ilet.
Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna.
Gazaba uğrayanların ve sapkınlığa düşenlerin yoluna değil.

1. Sabah Salatı (Fecr) - 2 Rekat

1. Rekat: A'râf Suresi (1-11. Ayetler)

Elif, Lâm, Mîm, Sâd. Bu, sana indirilen bir kitaptır. Onunla uyarman için ve inananlara bir öğüt olması için göğsünde ondan dolayı bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun; O'ndan başka veliler edinmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

Nice kentleri helâk ettik; azabımız onlara geceleyin uyurlarken yahut gündüz dinlenirlerken geldi. Azabımız onlara geldiğinde feryatları, biz gerçekten zalimlerdik demekten başka bir şey olmadı. Andolsun, kendilerine tebliğ yapılanları da sorguya çekeceğiz; gönderilen Rasûlleri de sorguya çekeceğiz. Onlara olanları bilgiyle anlatacağız; biz hiçbir zaman gaip değildik.

O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin tartıları hafif gelirse, âyetlerimize karşı haksızlık ettikleri için kendilerini ziyana sokanlardır. Andolsun sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler verdik. Ne kadar az şükrediyorsunuz. Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra meleklere Adem'e secde edin dedik. İblis hariç hepsi secde etti; o secde edenlerden olmadı.

2. Rekat: A'râf Suresi (12-25. Ayetler)

Allah dedi: Sana emrettiğimde secde etmekten seni alıkoyan neydi? Dedi: Ben ondan üstünüm; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın. Dedi: İn oradan. Orada büyüklük taslamak sana yaraşmaz. Çık. Sen aşağılıklardansın. Dedi: Bana insanların diriltileceği güne kadar mühlet ver. Dedi: Sen mühlet verilenlerdensin. Dedi: Beni azdırmana karşılık, andolsun senin dosdoğru yolunun üzerine oturacağım. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım; çoğunu şükredici bulmayacaksın. Dedi: Kınanmış ve kovulmuş olarak çık oradan. Onlardan sana kim uyarsa, andolsun cehennemi sizlerle dolduracağım.

Ey Adem. Sen ve eşin cennete yerleşin; dilediğiniz yerden yiyin; şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz. Şeytan, kendilerinden gizlenmiş avret yerlerini açığa çıkarmak için onlara fısıldadı: Rabbiniz size bu ağacı ancak melek olmayasınız veya ölümsüzlerden olmayasınız diye yasakladı. Onlara yemin etti: Ben size öğüt verenlerdenim. Böylece onları aldatarak aşağıya sarkıttı. Ağaçtan tadınca avret yerleri kendilerine göründü; cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar.

Rableri onlara seslendi: Ben size o ağacı yasaklamadım mı? Şeytanın size apaçık düşman olduğunu söylemedim mi? Dediler: Rabbimiz. Biz kendimize zulmettik. Bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, elbette ziyana uğrayanlardan oluruz. Dedi: Birbirinize düşman olarak inin. Yeryüzünde bir süreye kadar yerleşmeniz ve geçinmeniz vardır. Dedi: Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.

2. Öğle Salatı (Dhur) - 4 Rekat

1. Rekat: A'râf Suresi (26-36. Ayetler)

Ey Ademoğulları. Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süs elbisesi indirdik. Takvâ elbisesi ise daha hayırlıdır. İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir; belki düşünüp öğüt alırsınız. Ey Ademoğulları. Şeytan, anne babanızı elbiselerini soyarak avret yerlerini göstermek için cennetten çıkardığı gibi, sakın sizi de fitneye düşürmesin. O ve kabilesi sizi göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz şeytanları inanmayanların dostları kıldık.

Bir hayasızlık yaptıklarında atalarımızı böyle bulduk, Allah bize bunu emretti derler. De ki: Allah hayasızlığı emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz? De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi O'na doğrultun ve dini yalnız O'na has kılarak dua edin. Sizi ilk yarattığı gibi O'na döneceksiniz. Bir kısmına hidayet etti, bir kısmına sapıklık hak oldu. Onlar Allah'ı bırakıp şeytanları veli edindiler ve kendilerini doğru yolda sanıyorlar.

Ey Ademoğulları. Her mescide gidişinizde ziynetinizi takının; yiyin, için fakat israf etmeyin. Şüphesiz O, israf edenleri sevmez. De ki: Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz. De ki: Rabbim ancak açık ve gizli hayasızlıkları, günahı, haksız yere azgınlığı, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kıldı.

Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçerler. Ey Ademoğulları. Size içinizden âyetlerimi anlatan Rasûller geldiğinde, kim sakınır ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlar ise ateşin halkıdır; orada ebedî kalacaklardır.

2. Rekat: A'râf Suresi (37-45. Ayetler)

Allah'a karşı yalan uydurandan veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Onlara kitaptan nasipleri erişir. Sonunda Rasûllerimiz canlarını almaya geldiklerinde Allah'tan başka yalvardıklarınız nerede derler. Bizden kaybolup gittiler derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.

Allah der: Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla birlikte ateşe girin. Her ümmet girdikçe yoldaşına lanet eder. Hepsi orada bir araya gelince, sonrakiler öncekiler için Rabbimiz, bizi bunlar saptırdı; onlara ateşten kat kat azap ver derler. Allah: Herkese kat kat vardır, fakat siz bilmezsiniz der. Öncekiler sonrakilere der ki: Sizin bize bir üstünlüğünüz yok; kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.

Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapıları açılmaz ve deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler. Suçluları işte böyle cezalandırırız. Onlar için cehennemden bir döşek ve üstlerinden örtüler vardır. Zalimleri işte böyle cezalandırırız.

İman edip salih ameller işleyenler ki biz kimseye gücünün üstünde yük yüklemeyiz işte onlar cennet halkıdır; orada ebedî kalacaklardır. Onların göğüslerindeki kini söküp atmışızdır. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: Bizi buna ulaştıran Allah'a hamdolsun. Allah bizi hidayete erdirmeseydi biz eremezdik. Andolsun, Rabbimizin Rasûlleri gerçeği getirmiş. Onlara İşte yaptıklarınıza karşılık mirasçı kılındığınız cennet diye seslenilir. Cennet halkı ateş halkına seslenir: Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk; siz de Rabbinizin vadettiğini gerçek buldunuz mu? Derler: Evet. Aralarından bir duyurucu seslenir: Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun. Onlar Allah yolundan alıkoyanlar, onu eğri göstermeye çalışanlar ve ahireti inkâr edenlerdir.

3. Rekat: A'râf Suresi (46-58. Ayetler)

İkisi arasında bir perde vardır. A'raf üzerinde, herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır. Cennet halkına Selam size diye seslenirler. Henüz oraya girmemişlerdir ama umarlar. Gözleri ateş halkına çevrilince Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla beraber kılma derler. A'raf ehli, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenir: Ne topladığınız mal ne de büyüklük taslamanız size fayda verdi. Allah'ın kendilerine asla rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? Onlara denir: Girin cennete; size korku yok, siz üzülmeyeceksiniz.

Ateş halkı cennet halkına seslenir: Bize sudan veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz akıtın. Derler ki: Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır. Andolsun onlara, bilgiye dayanarak açıkladığımız bir kitabı getirdik; inanan bir topluluk için hidayet ve rahmettir. Onlar sadece onun gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Gerçekleştiği gün, önceden onu unutanlar derler ki: Rabbimizin Rasûlleri gerçekten hakkı getirmiş. Şimdi bize şefaat edecek şefaatçilerimiz var mı, yahut geri döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak? Kendilerini ziyana soktular; uydurdukları şeyler onlardan kaybolup gitti.

Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Geceyi gündüze bürür, onu süratle takip eder. Güneş, ay ve yıldızlar O'nun emrine boyun eğmiştir. İyi bilin ki yaratmak da emretmek de O'na aittir. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir. Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.

Yeryüzü ıslah edildikten sonra orada bozgunculuk yapmayın. O'na korkarak ve umarak dua edin. Şüphesiz Allah'ın rahmeti iyilik edenlere yakındır. Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgârları gönderen O'dur. Ağır bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye sevk ederiz, onunla su indiririz de onunla her türlü ürünü çıkarırız. Ölüleri de işte böyle çıkarırız; belki düşünüp öğüt alırsınız. Güzel beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükreden bir topluluk için âyetleri işte böyle türlü türlü açıklıyoruz. Andolsun Nuh'u kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim. Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.

4. Rekat: A'râf Suresi (59-78. Ayetler)

Kavminin ileri gelenleri dediler: Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz. Dedi ki: Ey kavmim. Bende sapıklık yok; ben âlemlerin Rabbinden bir Rasûlüm. Size Rabbimin risaletlerini tebliğ ediyorum, size öğüt veriyorum ve Allah'tan sizin bilmediğinizi biliyorum. Rabbinizden, içinizden bir adama sizi uyarması, sakınmanız ve merhamete ermeniz için bir zikir gelmesine şaştınız mı? Onu yalanladılar; biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boğduk. Onlar gerçekten kör bir kavimdi.

Ad'a kardeşleri Hûd'u gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim. Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Sakınmaz mısınız? Kavminin inkâr eden ileri gelenleri dediler: Biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve seni yalancılardan sanıyoruz. Dedi ki: Ey kavmim. Bende beyinsizlik yok; ben âlemlerin Rabbinden bir Rasûlüm. Size Rabbimin risaletlerini tebliğ ediyorum ve ben size güvenilir bir öğütçüyüm. Rabbinizden size, içinizden bir adam aracılığıyla sizi uyarması için bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki sizi Nuh kavminden sonra halifeler kıldı ve yaratılışta size üstünlük verdi. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.

Dediler: Bize yalnız Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi geldin? Doğru söyleyenlerdensen bize vaad ettiğini getir. Dedi: Rabbinizden üzerinize bir pislik ve gazap inmiştir. Sizin ve atalarınızın taktığı, Allah'ın hakkında hiçbir delil indirmediği isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin; ben de sizinle bekleyenlerdenim. Onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; âyetlerimizi yalanlayanların kökünü kestik; inanmıyorlardı.

Semûd'a kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim. Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Rabbinizden size açık bir delil geldi. İşte Allah'ın devesi, size bir âyet. Bırakın onu Allah'ın arzında otlasın, ona kötülük dokundurmayın; yoksa sizi elemli bir azap yakalar. Düşünün ki sizi Ad'dan sonra halifeler kıldı ve yeryüzüne yerleştirdi; ovalarında köşkler kuruyor, dağları yontup evler yapıyorsunuz. Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.

Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, zayıf bırakılan inananlara dediler: Salih'in Rabbinden gönderilmiş bir Rasûl olduğunu biliyor musunuz? Dediler: Biz onunla gönderilene inananlarız. Büyüklük taslayanlar dediler: Biz sizin inandığınızı inkâr edenleriz. Deveyi boğazladılar, Rablerinin emrinden çıktılar ve Ey Salih, eğer sen Rasûllerdensen bize vaad ettiğini getir dediler. Bunun üzerine onları sarsıntı yakaladı; yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. Onlardan yüz çevirdi ve dedi: Ey kavmim. Andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz.

3. İkindi Salatı (Asr) - 4 Rekat

1. Rekat: A'râf Suresi (79-92. Ayetler)

Lût'u da gönderdik. Kavmine demişti: Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere varıyorsunuz; doğrusu siz haddi aşan bir toplumsunuz. Kavminin cevabı sadece Onları kentinizden çıkarın; onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış demek oldu. Onu ve ailesini kurtardık; karısı hariç, o geride kalanlardan oldu. Üzerlerine bir yağmur yağdırdık; suçluların sonunun nasıl olduğuna bak.

Medyen'e kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim. Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Rabbinizden size açık delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların mallarını eksiltmeyin, yeryüzü ıslah edildikten sonra bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır. İnananları tehdit ederek, Allah yolundan alıkoyarak ve onu eğri göstermeye çalışarak her yolun başında oturmayın. Az iken sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bakın. İçinizden bir grup benimle gönderilene inanmış, bir grup inanmamışsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin; O hükmedenlerin en hayırlısıdır.

Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri dediler: Ey Şuayb, andolsun seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkaracağız ya da dinimize döneceksiniz. Dedi: İstemesek de mi? Allah bizi ondan kurtardıktan sonra dininize dönersek Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemedikçe ona dönmemiz olacak şey değil. Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Allah'a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet; sen hükmedenlerin en hayırlısın. Kavminin inkâr eden ileri gelenleri dediler: Şuayb'a uyarsanız o zaman kesinlikle ziyana uğrarsınız.

Onları sarsıntı yakaladı; yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. Şuayb'ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular; Şuayb'ı yalanlayanlar asıl ziyana uğrayanlar oldular. Onlardan yüz çevirdi ve dedi: Ey kavmim. Andolsun size Rabbimin risaletlerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Kâfir bir topluluğa nasıl üzüleyim?

2. Rekat: A'râf Suresi (93-102. Ayetler)

Biz hiçbir kente bir Nebi göndermedik ki, halkını yalvarsınlar diye darlık ve sıkıntıyla yakalamış olmayalım. Sonra kötülüğün yerine iyiliği getirdik; nihayet çoğaldılar ve Atalarımıza da darlık ve bolluk dokunmuştu dediler. Bunun üzerine onları farkında değillerken ansızın yakaladık. Eğer kentlerin halkı inansaydı ve sakınsaydı, üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık; fakat yalanladılar, biz de kazandıklarıyla onları yakaladık.

Kentlerin halkı, gece uyurlarken azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular? Yoksa kentlerin halkı, kuşluk vakti oynarlarken azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular? Allah'ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan topluluktan başkası Allah'ın tuzağından emin olmaz. Yeryüzüne, önceki sahiplerinden sonra varis olanlara, dilesek günahları yüzünden onları da musibete uğratacağımız ve kalplerini mühürleyip işitmez hale getireceğimiz belli olmadı mı?

İşte o kentler; sana onların haberlerinden anlatıyoruz. Andolsun onlara Rasûlleri açık delillerle gelmişti; fakat önceden yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. Allah kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. Onların çoğunda ahde vefa bulmadık; gerçekten onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk. Sonra onların ardından Mûsâ'yı âyetlerimizle Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik; onlar ise o âyetlere haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bak.

3. Rekat: A'râf Suresi (103-126. Ayetler)

Mûsâ dedi: Ey Firavun. Ben âlemlerin Rabbinden bir Rasûlüm. Bana düşen, Allah hakkında sadece gerçeği söylemektir. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim; artık İsrailoğullarını benimle gönder. Firavun dedi: Eğer bir âyet getirdiysen, doğru söyleyenlerdensen onu getir. Bunun üzerine asasını bıraktı; bir de ne görsün, apaçık bir yılan oluverdi. Elini çıkardı; bakanlara bembeyaz göründü.

Firavun kavminin ileri gelenleri dediler: Bu gerçekten bilgin bir sihirbazdır. Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz? Dediler: Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere toplayıcılar gönder. Sana bütün bilgin sihirbazları getirsinler. Sihirbazlar Firavun'a geldiler; dediler: Galip gelirsek bize ödül var mı? Dedi: Evet, üstelik yakınlarımdan olacaksınız. Dediler: Ey Mûsâ, ya sen at ya da biz atanlar olalım. Dedi: Siz atın. Atınca insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir getirdiler.

Mûsa'ya vahyettik: Asanı bırak. Bir de baktılar ki o, onların uydurduklarını yutuyor. Böylece hak yerini buldu ve yaptıkları boşa çıktı. Orada yenildiler ve küçük düşmüş olarak döndüler. Sihirbazlar secdeye kapandılar. Dediler: Âlemlerin Rabbine iman ettik. Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbine. Firavun dedi: Ben size izin vermeden ona inandınız mı? Bu, halkını şehirden çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır; yakında bileceksiniz. Andolsun ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra hepinizi asacağım.

Dediler: Biz zaten Rabbimize döneceğiz. Bizden öç almanın tek sebebi, Rabbimizin âyetleri bize gelince onlara iman etmemizdir. Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır ve bizi müslüman olarak vefat ettir. Firavun kavminin ileri gelenleri dediler: Mûsâ'yı ve kavmini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve ilahlarını bıraksınlar diye mi serbest bırakacaksın? Dedi: Oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız; biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz.

4. Rekat: A'râf Suresi (127-136. Ayetler)

Mûsâ kavmine dedi: Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah'ındır; kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonunda kurtuluş muttakilerindir. Dediler: Sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da eziyet gördük. Dedi: Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve sizi yeryüzünde halifeler kılar, sonra nasıl davranacağınıza bakar.

Andolsun Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca kuraklık ve ürün kıtlığıyla yakaladık. Onlara iyilik gelince Bu bizim hakkımız derler; kötülük dokununca Mûsâ ve beraberindekileri uğursuz sayarlardı. İyi bilin ki onların uğursuzluğu Allah katındadır; fakat çoğu bilmez. Dediler: Bizi büyülemek için ne âyet getirirsen getir, sana inanacak değiliz. Üzerlerine tufanı, çekirgeyi, kımılı, kurbağaları ve kanı açık âyetler olarak gönderdik; yine de büyüklendiler ve suçlu bir kavim oldular.

Azap üzerlerine çökünce dediler: Ey Mûsâ, Rabbine sana verdiği sözle bizim için dua et; eğer bizden azabı kaldırırsan sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle göndereceğiz. Azabı, ulaşacakları bir süreye kadar kaldırınca hemen sözlerinden döndüler. Ayetlerimizi yalanlayıp onlardan gafil oldukları için onlardan intikam aldık ve onları denizde boğduk. Hor görülüp ezilen o kavmi, bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Sabrettikleri için Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz tamamlandı. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve yükselttikleri şeyleri yerle bir ettik.

4. Akşam Salatı (Magreb) - 3 Rekat

1. Rekat: A'râf Suresi (137-147. Ayetler)

İsrailoğullarını denizden geçirdik; putlarına tapmakta olan bir kavme rastladılar. Dediler: Ey Mûsâ, onların ilahları gibi bize de bir ilah yap. Dedi: Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz. Onların içinde bulundukları şey yıkılmaya mahkûmdur ve yaptıkları batıldır. Dedi: Allah sizi âlemlere üstün kılmışken, O'ndan başka ilah mı arayayım size? Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık; size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

Mûsa'ya otuz gece söz verdik, onu on geceyle tamamladık; böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye erdi. Mûsâ kardeşi Hârûn'a dedi: Kavmimde yerime geç, ıslah et, bozguncuların yoluna uyma. Mûsâ belirlediğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca dedi: Rabbim, bana görün, sana bakayım. Dedi: Beni asla göremezsin; fakat şu dağa bak, yerinde durursa beni göreceksin. Rabbi dağa tecelli edince onu paramparça etti, Mûsâ baygın düştü. Ayılınca dedi: Seni tenzih ederim, sana tövbe ettim ve ben inananların ilkiyim. Dedi: Ey Mûsâ, seni risaletlerimle ve kelâmımla insanlar üzerine seçtim; sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.

Onun için levhalarda her şeyden bir öğüt ve her şeyin açıklamasını yazdık: Onu kuvvetle tut ve kavmine en güzelini tutmalarını emret. Size fasıkların yurdunu göstereceğim. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. Bütün âyetleri görseler inanmazlar; doğru yolu görseler yol edinmezler, sapıklık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmalarıdır. Ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanların amelleri boşa gitmiştir; yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklar? Mûsâ'nın ardından kavmi, süs eşyalarından böğüren bir buzağı heykeli edindi. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara yol göstermediğini görmediler mi? Onu edindiler ve zalimlerden oldular.

2. Rekat: A'râf Suresi (148-158. Ayetler)

Pişman olup saptıklarını anlayınca dediler: Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa elbette ziyana uğrayanlardan oluruz. Mûsâ öfkeli ve üzgün olarak kavmine dönünce dedi: Benden sonra ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emrini acele mi ettiniz? Levhaları bıraktı, kardeşinin başını tutup kendine çekti. Hârûn dedi: Anamın oğlu, bu kavim beni zayıf buldu, neredeyse beni öldüreceklerdi. Düşmanları bana güldürme, beni zalimler topluluğuyla bir tutma. Mûsâ dedi: Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine al; sen merhametlilerin en merhametlisisin. Dedi: Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat; sen merhametlilerin en merhametlisisin.

Buzağıyı ilah edinenlere Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir aşağılanma erişecektir; iftiracıları işte böyle cezalandırırız. Kötülükler işleyip ardından tövbe eden ve iman edenler var ya; şüphesiz Rabbin ondan sonra elbette çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Mûsâ'nın öfkesi dinince levhaları aldı; onların nüshasında Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet vardı.

Mûsâ, belirlediğimiz vakit için kavminden yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca dedi: Rabbim, dileseydin onları ve beni daha önce helak ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak eder misin? Bu senin imtihanından başka bir şey değil; onunla dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Sen bizim velimizsin; bizi bağışla, bize merhamet et; sen bağışlayanların en hayırlısısın. Bize bu dünyada da ahirette de iyilik yaz; biz sana yöneldik. Allah buyurdu: Azabımı dilediğime isabet ettiririm; rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.

Onlar, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları o ümmî Nebi olan Rasûl'e uyanlardır. O, onlara iyiliği emreder, kötülükten men eder, temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar; üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman eden, onu destekleyen, ona yardım eden ve onunla indirilen nûra uyanlar işte kurtuluşa erenlerdir. De ki: Ey insanlar! Ben Allah'ın hepinize gönderdiği Rasûlüyüm; göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Allah'a ve O'nun ümmî Nebi olan Rasûlüne ki o Allah'a ve O'nun sözlerine inanır iman edin ve ona uyun ki hidayete eresiniz.

3. Rekat: A'râf Suresi (159-171. Ayetler)

Mûsâ'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır. Onları on iki kabile halinde topluluklara ayırdık. Kavmi ondan su isteyince Mûsâ'ya Asanla taşa vur diye vahyettik; ondan on iki pınar fışkırdı. Herkes içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu gölge yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik: Size verdiğimiz temiz rızıklardan yiyin. Onlar bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.

Onlara denmişti: Şu kente yerleşin, orada dilediğiniz yerden yiyin, hıtta deyin ve kapıdan secde ederek girin ki hatalarınızı bağışlayalım; iyilik edenlere artıracağız. İçlerinden zulmedenler sözü kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler; biz de zulmetmeleri yüzünden üzerlerine gökten bir azap gönderdik. Onlara deniz kıyısındaki kent halkını sor. Hani cumartesi günü haddi aşıyorlardı; balıklar cumartesi günü akın akın geliyor, cumartesi dışında gelmiyordu. Yoldan çıkmaları yüzünden onları böyle sınıyorduk.

İçlerinden bir topluluk demişti: Allah'ın helak edeceği ya da şiddetli azapla cezalandıracağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz? Dediler: Rabbinize mazeret olsun diye ve belki sakınırlar diye. Kendilerine hatırlatılanı unutunca, kötülükten men edenleri kurtardık; zulmedenleri yoldan çıkmaları yüzünden çetin bir azapla yakaladık. Yasaklandıkları şeyde azgınlık edince onlara Aşağılık maymunlar olun dedik.

Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini ilan etmişti. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir ve şüphesiz O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık; içlerinde iyiler de var, bundan aşağı olanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik. Onların ardından kitaba varis olan kötü bir nesil geldi; şu değersiz dünya malını alıyor ve Nasıl olsa bağışlanacağız diyorlardı. Kendilerine benzeri bir mal daha gelse onu da alırlardı.

Onlardan kitaba dair, Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyeceklerine dair söz alınmamış mıydı? İçindekini de okuyup öğrenmişlerdi. Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır; aklınızı kullanmaz mısınız? Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar var ya; şüphesiz biz ıslah edenlerin ecrini zayi etmeyiz. Hani dağı üzerlerine bir gölgelik gibi kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırlayın ki sakınasınız demiştik.

5. Yatsı Salatı (İsya) - 4 Rekat

1. Rekat: A'râf Suresi (172-180. Ayetler)

Rabbin Ådemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini alıp kendilerini nefislerine şahit tutmuştu: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Evet, şahit olduk demişlerdi. Kıyamet günü Biz bundan habersizdik demeyesiniz diye. Yahut Önceden atalarımız ortak koşmuştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik; batıl işleyenler yüzünden bizi helak eder misin? demeyesiniz diye. Ayetleri böyle açıklıyoruz; belki dönerler.

Onlara, kendisine âyetlerimizi verdiğimiz, fakat onlardan sıyrılıp şeytanın peşine takılan ve azgınlardan olan kimsenin haberini oku. Dileseydik onu âyetlerle yükseltirdik; fakat o yere saplandı, hevasına uydu. Onun durumu, üzerine varsan da bıraksan da soluyan köpeğin durumu gibidir. Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun misali işte böyledir; kıssayı anlat, belki düşünürler. Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmeden topluluğun misali ne kötüdür.

Allah kime hidayet ederse o doğru yolu bulmuştur; kimi saptırırsa işte onlar ziyana uğrayanlardır. Andolsun cehennem için cinlerden ve insanlardan çoğunu yarattık; kalpleri var anlamazlar, gözleri var görmezler, kulakları var işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha şaşkındırlar; işte onlar gafillerdir. En güzel isimler Allah'ındır; O'na onlarla dua edin. O'nun isimlerinde sapıklık edenleri bırakın; yaptıklarının cezasını görecekler.

2. Rekat: A'râf Suresi (181-188. Ayetler)

Yarattıklarımızdan hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır. Âyetlerimizi yalanlayanları, bilmedikleri yerden derece derece helaka yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum; şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.

Düşünmediler mi? Arkadaşlarında delilikten eser yoktur; o sadece apaçık bir uyarıcıdır. Göklerin ve yerin melekûtuna, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? Bundan sonra hangi söze inanacaklar? Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur; onları azgınlıkları içinde bocalar halde bırakır.

Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Rabbimin katındadır; vaktini O'ndan başkası açıklayamaz. Göklerde ve yerde ağır gelmiştir; size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Bilgisi Allah katındadır; fakat insanların çoğu bilmez. De ki: Allah dilemedikçe kendim için ne bir faydaya ne bir zarara malik değilim. Gaybı bilseydim elbette hayrı çoğaltırdım ve bana kötülük dokunmazdı. Ben ancak inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.

3. Rekat: A'râf Suresi (189-198. Ayetler)

Sizi tek bir nefisten yaratan ve kendisiyle sükûn bulsun diye ondan eşini var eden O'dur. Eşini sarınca hafif bir yük yüklendi, onunla dolaştı. Ağırlaşınca ikisi Rableri Allah'a dua ettiler: Bize salih bir çocuk verirsen andolsun şükredenlerden olacağız. Onlara salih bir çocuk verince, kendilerine verdiği şeyde O'na ortaklar koştular. Allah onların ortak koştuklarından yücedir. Hiçbir şey yaratamayan, kendileri yaratılmış olan şeyleri mi ortak koşuyorlar? Onlara yardım edemezler, kendilerine de yardım edemezler.

Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar; onları çağırsanız da sussanız da sizin için birdir. Allah'ı bırakıp yalvardıklarınız sizin gibi kullardır. Doğru söyleyenler iseniz haydi onlara dua edin de size cevap versinler. Onların yürüyecek ayakları mı var, tutacak elleri mi var, görecek gözleri mi var, işitecek kulakları mı var? De ki: Ortaklarınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun ve göz açtırmayın. Şüphesiz benim velim kitabı indiren Allah'tır; O salihleri dost edinir. O'nu bırakıp yalvardıklarınız size yardım edemezler, kendilerine de yardım edemezler. Onları doğru yola çağırsan işitmezler; sana baktıklarını sanırsın, oysa görmezler.

4. Rekat: A'râf Suresi (199-206. Ayetler)

Sen affı tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. Şeytandan bir vesvese gelirse Allah'a sığın; şüphesiz O işitendir, bilendir. Şüphesiz sakınan kimselere şeytandan bir vesvese dokunduğunda, hemen düşünüp hatırladıklarında basiretleri açılır. Şeytanların kardeşleri ise onları azgınlıkta sürükler, sonra da yakalarını bırakmazlar.

Onlara bir âyet getirmediğinde Onu derleyip uydursaydın ya derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. İşte bu, Rabbinizden gelen basiretlerdir; inanan bir topluluk için hidayet ve rahmettir. Kur'an okunduğunda onu dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız. Rabbini içinde yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret; gafillerden olma. Şüphesiz Rabbinin katında olanlar O'na kulluktan büyüklenmezler, O'nu tesbih ederler ve yalnız O'na secde ederler.

Comments

Popular posts from this blog

NS Cuz 2- Beş Vakit Salât

NS Cuz 1- Beş Vakit Salât